Türkiye’de devrimci gençlik hareketinin doğuşu
68 dönemi, Türkiye devrimci gençlik hareketinde bir dönüm noktasını ifade etmektedir. Özellikle ‘65 yılına kadar düzen içi çatışmalarda bir taraf haline getirilmiş olan gençlik mücadelesi, bu tarihten sonra düzenden köklü bir kopuş süreci içerisine girmiş, devrimci bir temele oturarak bir daha geri dönmemecesine düzen içi bir unsur olmaktan çıkmıştır. ‘65-‘80 dönemine damgasını vuran gençlik hareketi, tam da bu nedenden ötürü düzenin tüm saldırılarının ve baskılarının hedefi olmuştur. Ancak ‘60’larda atılan adımlar ve yakılan anti-emperyalist mücadele ateşi, bağrından Türkiye devrimci hareketini çıkararak Türkiye devrim tarihindeki önemli bir kesiti oluşturmuştur.
Gençlik ‘68’e kadar kitlesel temellerde birkaç kez hareketlenmişti. Ancak bu hareketlilikler, özellikle ‘60’ların başlarına kadar burjuva düzen içi hesaplaşmalarında bir araç olarak kullanılmıştı. ‘50’lerle birlikte yeni bir gelişme temposu kazanan Türkiye kapitalizmi, böylece sosyal planda emek-sermaye kutuplaşmasını da geliştirdi, yaydı ve derinleştirdi. Kırda geleneksel ilişkilerin çözülmesinin ve kentlerde sanayinin gelişmenin bir sonucu olarak sosyal çelişkiler gelişti ve keskinleşti. Bu temel üzerinde kırda köylü hareketlenmeleri ve şehirlerde ise işçi eylemleri başgösterdi.
Bu iktisadi gelişimin bir yanını da, Türkiye kapitalizminin emperyalizme kölece bağımlılık ilişkileri içerisinde dünya emperyalist kapitalist sistemi ile daha güçlü temellerde bütünleşme çabası oluşturmaktaydı. Emperyalizmle kurulan kölelik ilişkisi, Kore’de vurucu güç olarak Türk askerlerinin kullanılması, ülkenin bir uçtan diğerine emperyalist sömürüye açılmış olması, Türkiye topraklarının baştan başa emperyalist üs ve tesislerle donatılması, tüm toplum çapında henüz geri ulusalcı bir çerçevede de olsa emperyalizme karşı bir öfkenin gelişmesini hızlandırmaktaydı.
Genel toplumsal uyanışın büyümesi ve ‘61 Anayasası’nın yarattığı burjuva düzen sınırlarındaki ‘özgürlük’ ortamı, bu döneme kadar sınırları burjuva muhalefet ekseninin dışına çıkmamış olan gençlik hareketinin gelişmini hızlandırdı. Gençlik bu dönemde adım adım kapitalist sömürüye ve emperyalizme karşı mücadele alanına kaydı. Kemalizm ve ordu savunuculuğunun dışına çıkarak sola ve sosyalizme yöneldi. Boykotlar, işgaller ve sokak gösterileri ile mücadeleye atıldı, işçi ve köylü haraketleri yakınlaştı.
Batı Avrupa’da gelişen sınıf ve öğrenci hareketi, Büyük Çin Kültür Devrimi, Küba Devrimi ve ABD emperyalizminin saldırılarına karşı tüm dünyada yankılanan Vietnam direnişi, ‘60’larla beraber gelişecek öğrenci hareketini etkileyen dış etkenler olarak sıralanabilir. Özellikle Filistin’de ortaya konulan direniş, tüm Ortadoğu’yu olduğu gibi başta gençlik olmak üzere Türkiye’deki toplumsal muhalefeti bir bütün olarak derinden etkilemişti.
Ülke ve dünyada yaşanan bu değişiklikler, gençlik hareketinde de köklü bir değişimi mayalıyordu. Bu gelişme, Türkiye İşçi Partisi’ni (TİP) doğurdu. TİP, o döneme kadar burjuva muhalefetinin yedeğinde bulunan birçok ilerici kesimi hızla çatısı altında toplamaya başladı. İlerici sendikacılardan aydınlara, Kürt demokratlarından ilerici öğrencilere kadar sosyalizme ilgi duyan birçok kesimden TİP’e bir akış gerçekleşti.Bunun bir parçası olarak o zamana kadar TMTF, MTTB vb. yasal derneklerle kendini ifade eden gençlik hareketinden önemli bir kopuş başlamış oldu. Gençlik hareketinin ileri unsurları bu örgütlerden koparak Fikir Kulüpleri Federasyonu’nu (FKF) oluşturdu. Tümüyle TİP üyeleri ve sempatizanları tarafından kurulan bu örgüt, ‘68 devrimci gençlik hareketinin yolunu açan en önemli gençlik örgütlenmesidir. FKF’nin kurulması, öğrenci gençliğin en ileri unsurları şahsında hızla sahiplenilmesi, gençliğin sosyalist mücadeleye artan ilgisinin belirgin bir ifadesiydi.
‘68’in kıvılcımı: Büyük İşgal
Mayıs ‘68’de Fransa’da patlak veren ve Batı Avrupa’yı kasıp kavurmaya başlayan sınıf ve öğrenci hareketi, Türkiye’de o döneme kadar mayalan gençlik haeketine görülmemiş bir itilim kazandırdı. ‘68 döneminin yolunu açan ilk öğrenci eylemi, 10 Haziran 19’68’de Ankara Üniversitesi DTCF’de başlatıldı. Üniversite reformu talebi ile başlayan bu boykot, hızla Hukuk ve Fen fakültelerine sıçradı. Ardından aynı taleple İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi boykota katıldı. Ancak boykot, hızlı bir şekilde üniversite işgaline dönüşmeye başladı. FKF’nin bir süre çekimser kalmasından sonra desteklediği boykot, kısa sürede tüm İstanbul’a yayıldı. İstanbul Üniversitesi’nin tüm fakülteleri işgal edildi. Öğrenciler tarafından üniversite reformu talebi ile başlatılan bu işgal hareketi, kısa bir süde akademik alandaki hiyerarşinin çelişkilerini su yüzüne çıkararak, ast akademik kadronun da işgale destek olmasını sağladı.
Bu hareketliliğin en büyük başarısı devlete bağlı öğrenci derneklerinin aşılarak, tümüyle hareket içinden ve aşağıdan doğru öğrenci hareketinin doğal önderlikleri tarafından örgütlenmesi olmuştur. İşgal, başlamasıyla beraber fakülte işgal komiteleri ile eylem yerellere taşınmış ve bu komitelerin doğal öncülerinin oluşturduğu İşgal Konseyi’nde merkezileşmiştir. Bunun yanında işgal savunma birlikleri oluşturularak işgal güvenliği sağlanmış ve üniversite içerisindeki hoparlörlerden ve radyolardan, işgalin durumu ve talepleri ile ilgili bilgiler sürekli öğrencilere taşınmıştır.
İstanbul Üniversitesi Rektörü Ekrem Şerif Egeli, Abdi İpekçi’nin düzenlediği bir radyo programında, İstanbul’daki işgali yöneten İşgal Komiteleri Konseyi ile görüşmeyi kabul etti. Ve konseyin rektörlüğe hazırladığı reform taslağını sunması sonucu, başladıktan 3 hafta sonra İstanbul Üniversitesi işgali kaldırılmış oldu. Büyük İşgal olarak adlandırılan bu süreç, sonrasında adları çokça duyulacak Deniz Gezmiş gibi kitle önderlerini yaratarak sonlanmış ve sonraki sürecin ilk kıvılcımı haline gelmiştir.
6. Filo’ya karşı Dolmabahçe direnişi
Tıpkı üniversite işgallerinde olduğu gibi 6. Filo’nun İstanbul’a gelişi de sonuçları önceden kimse tarafından kestirilemeyecek olan anti-emperyalist mücadelenin fitilini ateşleyecekti. ‘67’den sonra İstanbul’a her gelişinde çeşitli taciz eylemleri ile karşılanan 6. Filo’ya karşı bu sefer ne yapılacağının tartışılması için İTÜ Taşkışla Kampüsü’nde devrimci öğrenci grupları tarafından bir toplantı yapıldı. Toplantı sonrasında Taksim Meydanı’nda temsilciler dağılmak üzereyken, Haziran işgallerinde eli kolu bağlı kalan polis büyük bir hınçla öğrenci önderlerine saldırarak gözaltına aldı.
Bu durumunu protesto etmek için Dolmabahçe’deki bayrak öğrenciler tarafından yarıya indirildi. Ancak İTÜ ve çevresi polis işgali altındaydı. Gözaltından sonra çeşitli aralıklarla öğrencilerle polis arasında kısa çatışmalar yaşanmaktaydı. 17 Temmuz günü İTÜ Rektörlüğü bir açıklama yaparak yurdun kendilerine bağlı olmadığını duyurdu. Bunun üzerine hiç vakit kaybetmeden Talebe Birliği’nin merkezi konumundaki öğrenci yurduna giren yüzlerce polis, yurdu darmadağın edip, önüne çıkan öğrencileri hastanelik edinceye kadar dövdü. Bu baskın sırasında 30 öğrenci tutuklandı.
Hastaneye kaldırılan öğrencilerden Vedat Demircioğlu’nun pencereden aşağıya atılması sonrası komaya girmesi, devrimci öğrenciler içerisinde derin bir öfke ve nefret oluşturdu. Öğrenciler bu baskın sonrasında geniş kitleler halinde İTÜ önünde toplanmaya başladılar. Taksim Meydanı’na yapılan yürüyüş sonrasında, devrimci öğrencilerin yürüyüşün Dolmabahçe’ye kadar sürdürülmesi doğrultusunda etkili bir atjitasyon yaptılar. Bu coşkulu konuşmalar sonucunda binlerce öğrenci sloganlarla Dolmabahçe’ye akmaya başladı. Militan ve coşkulu öğrenci kitlesinin karşısına çıkmaktan çekinen polis Dolmabahçe’yi boşalttı. Böylece binlerce öğrenci botlarına binip kaçmaya çalışan ABD askerlerini döverek denize döktü.
Vedat Demircioğlu’nun ölüm haberi üzerine öğrenciler valiliğe doğru yürüyüşe geçti. Az bir mesafe kala polis barikatı ile karşılaşan öğrencilerin barikata yüklenmesi sonucu saatlerce süren bir sokak çatışması meydana geldi. Ertesi gün, Vedat Demircioğlu’nun cenazesini alamayan devrimci öğrenciler sembolik bir tabutla yürüyüşe geçtiler. Binlerce öğrencinin katıldığı bu yürüyüşe polisin saldırması sonucunda yine saatlerce süren çatışmalar meydana geldi.
ODTÜ de mücadeleye katılıyor!
ABD finansmanı ile ABD sanayi ve teknolojisinin gerektirdiği işgücünü yetiştirmek için kurulmuş olan ODTÜ, özellikle İstanbul’daki anti-emperyalist eylemler ve üniversite reformu işgal ve boykotları sırasında sessiz kalmıştı. Üniversite reformu eylemleri sürecinde reform taslağının birçok somut isteğine sahip olan ayrıcalıklı ODTÜ öğrencileri bu sürecin dışında kalmışlardı. Ancak bu ODTÜ öğrencilerinin de diğer üniversitelerde yaşanmayan “mütevelli heyeti” ve Amerikan eğitim sistemi gibi sorunları bulunmaktaydı. İşte bu sorunlardan yola çıkarak hiç beklenmeyen bir anda ODTÜ de genel devrimci gençlik hareketinin girdabına girdi.
ODTÜ öğrencileri, 10 Ekim 1968’de sosyal demokratların elinde olan Öğrenci Birliği’ne rağmen örgütledikleri forumda boykot kararı alırlar. Boykot, ODTÜ’ye özgü iki temel taleple başlatılmıştır: ABD eğitim sistemine son, öğrenciler yönetime katılsın!
Hızla tüm ODTÜ’ye yayılan bu boykotla beraber ABD’nin kültür kalesi çatlamaya başlamıştı. ABD kültürünün gençlik içerisine sorunsuzca yayılacağı düşünülen bir kale, devrimci gençlerin darbeleri ile yıkılmış oldu. Boykotun en büyük başarısı ise tam da bu yanıydı.
1968’de Vietnam’da görev almış ve katıldığı kirli operasyonlarla tanınmış CIA şefi Robert Kommer’in Türkiye Büyükelçisi olarak atanması, anti-emperyalist çevrelerde sarsıcı bir etki oluşturdu. Tüm sol basın Vietnam kasabı Kommer’e karşı mücadele çağrısı yaparken, Kommer’in İstanbul’a ineceği haberini alan öğrenciler, havaalanına giderek içerisinde Kommer’in olduğunu düşündükleri uçağı taşlamaya başladılar. Bu eylem üzerine aralarında Deniz Gezmiş’in de bulunduğu bir grup devrimci tutuklandı.
Kommer’in İstanbul’a inişi ile başlayan gösteriler, Ankara’ya inişinde de devam etti. İstanbul Esenboğa Havaalanı’ndaki anti-emperyalist karşılamayı haber alan öğrenciler, Ankara’da da benzer bir eylem düzenlediler. Havaalanından polis zoru ile çıkartılan öğrenciler, gece boyunca Ankara sokaklarındaki tüm ABD’ye ve Amerikalılar’a ait yerlere saldırdılar. Bu eylemler sırasında birçok öğrenci tutuklandı.
Tüm toplumun nefretini kazanmış bulunan ve Vietnamlı devrimcilerin Honço (kasap) olarak adlandırdıkları Kommer, rektörlük tarafından ODTÜ’ye davet edildi. ODTÜ öğrencileri, daha birkaç gün önce havaalanında eylemle karşıladıkları Kommer’in üniversitelerine gelecek olmasını derin bir öfke ile karşıladılar. Kommer’in üniversiteye geldiğini haber alan öğrenciler, geniş kitleler halinde rektörlüğün önünde toplandılar. Üzerinde ABD forsu bulunan Kommer’in arabası ABD ve rektörlük karşıtı sloganlarla ters çevrildi. Ardından devrimci birkaç öğrenci arabayı ateşe verdi. İtfaiyenin arabayı söndürmesini engelleyen ODTÜ öğrencileri, arabanın tümüyle yanmasını sağladılar.
Bu olay devlet cephesinden ABD eğitiminin yaygınlaşması için kurulan bir kurumda meydana gelmiş olması nedeni ile şok etkisi yaratırken, gençlik hareketi açısından ise ABD çıkarlarına karşı kitlesel şiddetin başlangıcını oluşturmuştu.
Bu eylem sonrası rektörlüğün ODTÜ’yü kapatmaya karar vermesi öğrencilerin tepkisine neden oldu. Bunun üzerine bir direniş komitesi kurularak, okulu ve yurtları terketmeme eylemi başlatılması kararlaştırıldı. Bu sırada öğrenci önderlerinin mahkemeye yaptığı iptal başvurusunun kabul edilmesi üzerine, ODTÜ anti-emperyalist gençlik hareketinin merkez üssü haline geldi ve büyük bir prestij kazandı.
FKF’den Dev-Genç’e
Gençlik hareketinin militan kitle eylemleri, boykot ve işgallerle tüm toplumun gündemine girdiği bu dönemde, gençlik hareketinin başını tutan FKF içerisinde TİP yönetiminin etkisi zayıflamaya başladı. Hareket, militanlaştıkça TİP’in parlamenterist ve legalist çerçevesine sığmamaya başladı. TİP çizgisi ile gençlik arasında güçlü bir çelişki doğdu.
65 yılında Çetin Altan’ın ve arkasından da tüm TİP parlemento grubunun ‘devletin en yüksek yasama organında’ dayak yemeleri, sosyalizme parlamento yoluyla geçiş düşüncesine inen güçlü bir darbe olmuştu. Bu ise militanlaşan gençlik hareketinin farklı arayışlara yönelmesini sağladı.
Üniversite işgal ve boykotlarını provokasyona açık olarak nitelendirip tedirgin biçimde sonradan katılan, 6. Filo Dolmabahçe yürüyüşünü yine aynı gerekçeyle durdurmaya çalışan, devletin üzerinde oluşturduğu baskılar sonucu “eski tüfekler” olarak bilinen TKP kadrolarını partiden tasfiye eden ve gelişen öğrenci eylemlerini suçlamaya başlayan TİP ve onun güdümündeki FKF yönetimi, gençlik içerisinde hızla tecrit ve tasfiye olmaya başladı.
Bu süreç, TİP’in karşısında yer alan, Mehmet Ali Aybar yönetiminin reformcu-legalist ve parlamenterist yüzünü hararetli söylemlerle teşhir eden MDD çizgisini gençlik içerisinde güçlendirdi. Ancak gençlik hareketi içerisinde keskin söylemleri ile etkinleşmeye başlayan MDD’ci akım, sosyalizme yönelmeye başlayan gençlik hareketini yeniden “2. Kurtuluş Savaşı”, “CHP ile ittifak ve Milli Cephe” gibi söylemler ve “ordu-gençlik elele” gibi sloganlarla kendi darbeci-reformist hesaplarının bir uzantısı haline getirmek çabasındaydı. 1968 yılında devrimci gençlik hareketi, anlamlı bir çıkışla parlamentarizmle bağlarını koparmasına karşılık, bu sefer de darbeci-kemalist çizginin etkisine girmiş oldu.
MDD’ci gençlerin egemenliğinde gerçekleştirilen kongrede FKF, adını Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu olarak değiştirdi. Böylelikle ülkenin bir ucundan ötekine kadar insanların tanıdığı DEV-GENÇ kurulmuş oldu.
68 gençlik hareketinin mirası
68 devrimci gençlik hareketi tüm ideolojik zayıflıklarına karşılık gençlik hareketi tarihinde yeri doldurulamaz bir kesiti ifade etmektedir. Devrimci bir önderlik boşluğuna rağmen gençlik, el yordamıyla zayıf omuzlarının kaldıramayacağı kadar ağır bir yükün altına girme iradesini göstermiş ve tüm toplumu derinden sarsmıştır. ‘68’de söz konusu olan köylü hareketlerine katılan, işçi grevlerine destek olan bir gençliktir. Filistin direnişine destek olmak için önderlerini Filistin kamplarında eğitmiş ve savaşmaya göndermiş bir gençlik hareketidir, ‘68 gençlik hareketi. Ülkede doğru dürüst çeviriler bulunmazken, bilime, ideolojiye aç olan bir kuşaktır ‘68 kuşağı. Ardı arkası kesilmez bir araştırma ve sorgulama sürecidir ‘68.
İşte bu hareket bağrından hepsi de birbirinden değerli gençlik önderlerini; Denizleri, Mahirleri, İboları, Sinanları çıkarmıştır. Darağaçlarında Marksizme-Leninizme bağlılığı haykırmanın, işkencehanelerde ser verip sır vermemenin, cesaretle düşmanın üzerine gitmenin mirasıdır ‘68’lerden bugüne kalan
10 Mar 2007
Öğrenci Yurdu
Üniversitede, dönemin ilk gününde rektör yeni gelenleri toplamış, üniversite kurallarını anlatırken sıra yurt olayına gelmiş. Rektör demiş ki :
- Kız yurtları erkek öğrenciler için yasak bölge. Erkek yurtları kız öğrenciler için. Yasak bölgede yakalanan kişiye ilk seferinde 200 milyon ceza kesilecek. İkinci yakalanışında 300 milyon, üçüncü yakalanışında da 500 milyon ceza kesilecek. Sorusu olan var mı?
Arka taraftan bir erkek öğrenci sesi :
- Sezonluk bilet ne kadar?
Papağan ve Kadın
Kadının biri bir petshop a gider ve "bir papağan almak istiyorum" der.Mehmet ismindeki petshop sahibi
-"Hanımefendi elimde bir tane papağan kaldı fakat bu papağan çok küfürbaz almak istemezsiniz sanırım" fakat bir papağan sahibi olmak isteyen kadın
-" Hayır almak istiyorum" der ve papağını alır. Evine geldiğinde bir bakar ki gerçekten papağan kadını her eve geldiğinde'hoşgeldin orospu' diyerek karşılar. Buna dayanamayan kadın papağanı alır ve petshopa geri götürür. Mehmet bey bu papağan gerçekten çok terbiyesiz. Her eve geldiğimde beni hoşgeldin orospu diyerek selamlıyor ve ben buna dayanamıyorum. Papağını geri getirdim ve paramı geri istiyorum. Fakat o anda paraya ihtiyacı olan Mehmet bey hanımefendi merak etmeyin birkaç gün bana bırakın ben terbiye edeyim daha sonra gelin alın... Kadın inanmayarak da olsa tamam der ve gider. Mehmet papağanı alır ve bir çaydanlık su kaynatır. Ne diyeceksin lan kadın eve geldiğinde diye sorar papağana
-"Hoşgeldin orospu diycem." der. Bunun üstüne papağanın kafasını kaynar suyun içine sokar ve tekrar sorar.Papağan yine aynı yanıtı verir. Bir olur , iki olur ve papağan işkenceye dayanamaz
-"Hoşgeldiniz hanımefendi diycem" der. Ertesi gün kadın gelir ve Mehmet bey kadına papağanı terbiye ettiğini söyler. Kadın bunu kontrol etmek istediğini söyler ve papağana sorular sormaya başlar. Ben eve geldiğimde bana ne diyeceksin?
-"Hoşgeldiniz hanımefendi" diyeceğim der papağan. Kadın çok şaşırır ama emin olmak için devam eder. Peki yanımda bir kız arkadaşımı getirirsem ne diyeceksin?
-" Hoşgeldiniz hanımefendiler" diyeceğim peki yanımda bir erkek arkadaşımı getirirsem ne diyeceksin?
-"Hoşgeldiniz beyfendi" diycem. peki yanımda 2
-3 erkek arkadaşımı getirirsem ne diyeceksin? Papağan biraz duraksar ve cevap verir :
-"Oğlum Mehmet suyu kaynat bu karı harbi orospu!!!"
AMERİKAN MÜHENDİSİ
Kayseri'nin bir köyünde imece yöntemiyle yol yapılıyor. Bunun için de eşekten yararlanılıyor. Eşek hangi yolu izlerse, orası genişletip araba yoluna dönüştürülüyor... Köye gelmiş olan Amerikalı Barış Gönüllüsü, ne olup bittiğini kavrayamadığı için sorar :
- "Ne yapıyorsunuz böyle?"
- "Yol yapıyoruz."
- "Bu eşek ne için?"
- "O, yolun mühendizi. Yola uygun geçeneği o gösterir."
Barış Gönüllüsü katıla katıla güler :
- "Ya eşek bulamasaydınız?
- "İşte o zaman Amerika'dan mühendis getirirdik!"
Bahse Girerim...
51. piyade alayinda yuzbasi jack diye bir subay varmis. bu alayda butun herkes bu yzb'dan illallah demis. cunku her girdigi iddiayi kazaniyormus. alay komutani sonunda dayanamayip yzb. jackin tayini ni cikarmayi basarmis. ve bizim yzb. 61. piyade alayina tayini cikmis. 51. piyade alay komutani, 61. piyade alay komutanina telefon ederek yuzbasi icin 'aman bu adama dikkat edin sakin kimseyle iddiaya girmesin. aka kara der iddiayi yinede kazanir' diye uyarida bulunmus. 61. piyade alay komutani olurmu canim oyle sey diyip telefonu kapatmis. neyse bizim yzb. 61. piyade alayina gelmis ve alay komutanin karsina gecerek komutanim ben geldim' demis. alay komutani: - senmisin şu meşhur yzb. jack derken, yzb. alay komutanina - a a komutanim beni hatirladiniz mi, demis - hayir hatirlamadim - olurmu komutanim vietnam savasinda beraber mevzide idik siz ozaman yarbaydiniz bende daha tegmendim. - yok canim ben o savasa katilmadim - aa komutanim ben adim gibi hatirliyorum sizin poponuza şaraplen parcasi gelmisti. kesin onun yara izide kalmistir. - olurmu canim sen manyakmisin ben ne o savasa katildim nede popomda şaraplen yarasi var. - komutanim 100$ iddiasina girerim ki sizin poponuza şaraplen yarasi var.demis ve 100$ iddiasina girilmis. alay komutani indirmis pantalonu ve yaranin olmadigini gostermis. yzb: - ah komutanim cok ozur dilerim. yanilmisim buyurun 100$ inizi demis ve 100$ i vermis. 61. piyade alay komutani sevine sevine 51. piyade alay komutanini telefonla arayarak - he he bumuydu her iddiayi kazanan adam. - ne oldu ki - iddiaya girdim ve kazandim - sakin ona popomu gosterdim deme! - nereden anladin popomu gosterdigimi - ulan senin allah belani versin allah seni kahretsin o adam senin poponu gormek icin butun alayla iddiaya girmisti.
10 Mar 2007
Uzak Kaderler İçin
Birgün, bir yağmurla garip garip
-Çoluğu çocuğu terk edeceğim.-
Bir sevgiyle doymayacak kalbim,anladım
Alıp başımı gideceğim.
Asır yirminci asırdır,amenna
Bir yanımda sevgilerim, bir yanımda sancım
Neon lambaları büsbütün karartır gecemizi
Uzaklar daha uzaklaşır
Bir define çıkarır gibi kayalardan, Ademden beri
Sımsıcak sevgilere muhtacım.
Bir gün alıp başımı gideceğim
-Yıldızlar ışısın, yollar üşüsün, yollar...-
Belimi bir ılık sal sarsın, mavi
Hüzünlü bir serencamın ardından, şarkısız
Rüyalarım unutulmuş bir handa pes desin
Görmüş geçirmiş bir çift duygulu dudak karşısında.
Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm
Her insanın ayrı ayrı yaşayabilsem kaderinde
Diyari gurbette kanlı bir aşk
Bahtsız bir çocukluk uzak köylerin birinde
En uzak beyazlar,
En yakın ikindilerde, duygulu
Ve bir sahil meyhanesinde bir akşam
Içip içip aılasam...
Nasıl kısa kesmeli bilmiyorum?
Herkesin derdinden pay isterken.
Uzak kaderlerin suları çağlar şimdi
Yıldızlar dökülür sonsuza içimizden.
Birgün, bir parkta otururken, biliyorum
Bir el yağmurla dokunacak omuzuma
Bir çift göz,bir davet, bir kalp
Çoluğu çocuğu terk edecegim.
Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak
Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak
Toprak ve insan kokularıyla,
Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için
Başımı alıp gideceğim
Zifiri Karanlık
Zamanlar vardır kendini yalnız hissedersin
konuşmak veya kimseyi görmek istemezsin
kuytu bir kenarda kendinle savaşırsın
ufak bir ışık bu suskunluğu kendinle olan savaşını
sona erdirecek bir ışık ararsın
Düşünürsün saatlerce günlerce düşünürsün
Kendini bir bilinmeze doğru sürükler
karanlığa doğru ilerlersin kurtulmaya çalıştıkça
çabaladıkça kaybolursun...
Yüreğini huzursuzluk kaplar o an etrafın kap karanlık olur
ZIFIRI KARANLIK
Yavaş yavaş yok olursun kendinle olan şavaşını kaybeder
sonsuzluğa doğru yol alırsın kaybolursun tıpkı benim gibi
Tıpkı karanlık ZIFIRI KARANLIK GIBI....
Yaşanmamış Yıllar
Ben beni kendi içimde
Bilmem arasam bulur muyum
Yaşanmamış genç yıllarımı
Ve sebebini suskunluğumun
Buluşsam orada kendimle
Ve yaratsam ellerimle
Küçük bir sırça köşk misali
Dostlarımla benim evrenimde
Boş yere değil yok inanmam
Koşarım yine ardından
Bulsam da olur bulmasam da
Bu ümit beni bil yaşatan
Boş yere değil yok inanmam
Koşarım yine ardından
Bulsam da olur bulmasam da
Bu ümit beni bil, bil yaşatan
Cesaretim olur o zaman
Düşünmeye içtenlikle
Açık seçik ve hiç korkmadan
Sonuna dek dürüst ve sevgiyle
Boş yere değil yok inanmam
Koşarım yine ardından
Bulsam da olur bulmasam da
Bu ümit beni bil yaşatan
Boş yere değil yok inanmam
Koşarım yine ardından
Bulsam da olur bulmasam da
Bu ümit beni bil, bil yaşatan
10 Mar 2007
Doğubeyazıt, Türkiye - iran transit yolunun son durak yeridir. Bu nedenle eskiden beri bir gümrük merkezi olarak büyük rol oynamıştır. Gürbulak sınır kapısına 35 km., Ağrı ya 95 km., uzaklıktadır. Ayrıca Iğdır üzerinden ve Van-Muradiye den gelen yolların kavşağında oluşu sebebiyle ulaşım açısından stratejik bir öneme sahiptir.
Türkiye- iran transit yolu üzerinde ve kendi adını taşıyan ova üzerinde kurulan Doğubeyazıt büyük Ağrı Dağının 15 km., yakınındadır. Doğusunda Askeri garnizon, güneyinde dağlar yer aldığı için, şehir batıya ve kuzeye doğru genişlemektedir. Cadde ve sokakları düzenlidir. Gün geçtikçe büyümekte, önemli bir Pazar özelliği kazanmaktadır.
Doğubeyazıt, Ağrı nın nüfus yönünden en gelişmiş ilçesidir. Bunun başlıca sebepleri; Gürbulak sınır kapısına yakınlığı sonucu ticaretin gelişmesi, iklimin ılıman oluşu ve dış göçün azlığıdır.
ilkbahar ve yaz mevsimlerinde yaylaya çıkma Doğubeyazıt ta çok görülen bir olaydır. Birçok köy halkı, yaz mevsimlerinde yaylaya göçtüğü için, bu köylerde sadece ot ve tarla ziraatı ile görevli olanlar kalır. Bazı köyler ıssızlaşır. Tek Katlı Kerpiç Duvarlı toprak damlı evlerin yanısıra modern binalarıyla geleneksel mimarisini yansıtan şehir dokusuyla doğubayazıt geçmişten günümüze açılan bir kapıdır. Eski yerleşme dokusu yanında iran, ortadoğu ve uzakdoğu ülkelerin ve türistik antika malların satıldığı pasajları türistik otelleri, kafeleri, restoranları alışveriş merkezleri ile geçmişi ve geleceği beraber yaşayacağınız konuksever ortamıyla tarihi gezinizle Xani baba türbesi ziyareti ile oksijeni bol havasında tarihi aşıklar kerem ile aslının (keşişin bahçesi) aşkını tazeleyerek Ağrı Dağı eteklerinde at koşturup Harikulade buz mağaralarını Gezip Meteor çukurunun hayretliği ile Nuh Gemisinin Belleğinize Kaydetip Abdigor Köftesi , Selle-Keri Sini Tandır Ekmeğini Tadıp Geleneksel Köy Düğünlerinde Dengbejler Ortamında Dostluklar Yaşayıp belleğinize kaydedersiniz.
DOĞUBAYAZIT YEMEKLERİ
ABDİGÖR KÖFTESİ
Yörenin en lezzetli yemeğidir. Yağsız, sinirsiz, kemiksiz sığır eti, çok az miktarda soğan, bir adet yumurta ve baharatlardan yapılır. Hazırlanması taze et, bir tokmak ile taş üzerinde merhem şeklini alıncaya kadar dövülür. Hamur haline gelen et, soğan ve su katılarak elle çırpılır. Çırpıldıktan sonra bir saat dinlendirilen köfteler pilav üzerine konularak servis yapılır.
Ağrı yöresinde hayvancılığın büyük çapta olması sebebiyle et tüketimi oldukça fazladır. Hayvan ürünleri büyük miktarda kullanılmaktadır. Kuzeydoğuda sevimli Balık gölü etrafında balık restoranları ve yerel yemeklerin lezzetle yendiği lokantalar bulunmaktadır.
En tanınmış yemeği Abdigor Köftesi'dir. Doğubeyazıt'ta yaygın olan bu köfte, içli köfteye benzer. Etin dövülerek yumruk büyüklüğüne getirilmesi sonunda pişirilir.
GOŞTEBERG
Et, tereyağı, soğan, salça ve aynı addaki ot harmanlanıp hayvan postuna doldurulur ve nemli toprağa gömüldükten sonra üzerinde ateş yakılarak pişirilir ki, buna buğulama da denir.
Haşıl; Çaşır otu, kabuğu alınmış buğday(çiğ den) suda kaynatılır. Kaynatılma süresince un ilave edilir. Pişirildikten sonra üzerine yağ veya pekmez dökülerek yenir.
Toprağın ve iklimin sebze tarımına fazla elverişli olmaması yüzünden sebze üretimi yetersizdir. Onun için Ağrı mutfağında tahıl önemli bir yer tutar. Tahıla dayalı olarak yapılan yemeklerin başlıcaları şunlardır;
Hengel, haşıl, erişte, kuymak, kete, bişi, erdek, hasude, bulgur pilavı, yalancı köfte, ekmek aşı,lalanga, ayran aşı, halise,çiriş ketesi, murtuğa ve ağızyakan ve deveci çorbası.
Yemek Tarifi
Gosteberg Buğulama
Malzemeler :
Genç kuzu veya oğlak eti
Tereyağı
Salça
Gosteberg adı verilen dağ otu
Hazırlanışı: Genç kuzu veya oğlak kesilip yüzüldükten sonra ayıklanıp doğranır. Tereyağı ve salça ile yoğrulur. Üzerine gosteberg otu ince kıyılarak serpilir. Tüm bu karışım aynı hayvanın postu içerisine koyularak açık yerleri dikilir. Düz bir yerde üzerine nemli toprak yığılır, bu toprağın üzerinde bir saat kızgın ateş yakılır. Bir süre dinlendirildikten sonra post açılarak servis yapılır
HALİSE
Tavşan eti ile buğdaydan saatlerce dövülerek elde edilen karışımdan yapılan lezzetli bir yemektir.
SELEKELİ (SAÇ KAVURMA)
Taze oğlak veya kuzu eti, sarımsaklı yoğurt ve tereyağından yapılır. Hazırlanışı; taze et doğranır, içine tereyağından eritilmiş salça konulur. Bu şekilde kızartılan et indirilip bir süre dinlendirilir, üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek servis yapılır.
BEYAZ BAL
Türkiye nin en güzel çiçek balı burada elde edilir. Binbir renk ve çeşitli kokulardaki yayla çiçeğinden elde edilen bembeyaz balın tadına doyum olmaz.
ALABALIK
Balık Göl ü, Çuma Çayı ve derecik sularında bulunan kırmızı pullu kızıl alabalık güzel tadından öte kırık, çıkık gibi ortopedik tedavilerde ilaç olarak kullanılır.
Ahmedi Hani Türbesi
1651 yılında doğan ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmeyen Ahmedi Hani ye ait bir türbedir. Türbenin yanında sonradan birde cami yapılmıştır. Türbe Doğubayazıt’a 8 km. mesafede, İshak Paşa Sarayının üst kısmındadır. Bölgede en çok ziyaret edilen türbedir.
Ahmedi Hani ünlü “Mem-u Zin” adlı eserin yazarıdır. Hakkari Han köyünden Doğubayazıta geldiği söylenmektedir. Ahmedi Hani bu eserde, Emir Zeyneddin’in güzellikleriyle dillere destan olan Zin ve Sili adlı iki kız kardeşin Memo ve Taceddin adındaki iki gençle olan aşklarını şiir şeklinde anlatır. Eser aynı adla sinemaya da uyarlanmıştır. Bilgin ve edebiyatçı kişiliğiyle bilinir.
Yöremizin çok önemli şair ve filozoflarındandır. Babasının adı İlyas'dır.Han kelimesi Hakkari yakınlarında bulunduğu söylenen Han köyünden veya burada yaşayan Hani aşiretinden yada mensubu olduğu Haniyan ailesinden aldığı tahmin edilmektedir.Ahmedi Hani Doğu Anadolu'nun birçok bölgesini dolaşarak Arapça,belagat ve dini ilimleri okudu;ayrıca astronomi ile ilgilendi.Bir süre bu bölgenin kültür merkezi olam Cizre'de yaşayan ve Mem-u Zin adlı eserini kaleme alan Ahmedi Hani daha sonra eski Beyazıt'a gitti ve orada vefat etti.Yazma bir eserde 1707 yılında vefat ettiği ileri sürülmektedir.Halk arasında Veli olarak kabul edilen Ahmedi Hani'nin Doğubeyazıt'ta İshakpaşa Sarayı'nın yanında bulunan türbesi halen ziyaretgahtır.Sait Nursi'nin de gençliğinde kabrini ziyaret ederek ondan feyz aldığı nakledilir.
Başlıca Eserleri
1-MEM-U ZİN
Ana teması aşk olmakla beraber yöre halkının yaşayış biçimi ve ilişkilerini de iler.
2-NUBAHAR
Arapça-Kürtçe sözlük
3-İMAN AKİDESİ
İman esaslarını sunni görüşe göre işlediği eser.
4-ÇAR KUŞE
Her bir mısra dört ayrı dilde(Arapça,Farsça,Türkçe,Kürtçe)yazılan eserleri aşk,ayrılık,ve kavuşma temalarını işler.
09 Mar 2007


(1)